Ekonomik hayatın kaçınılmaz bir gerçeği olan borç-alacak ilişkileri, hukuk düzeni tarafından titizlikle korunur. Alacaklıların, vadesi gelmiş alacaklarını tahsil etme hakkı, icra ve iflas yollarıyla güvence altına alınmıştır. Ancak bu hak, sınırsız değildir ve borçlunun en temel haklarından olan insan onuru ile kişilik haklarının önüne geçemez. Hukuk, alacak tahsilatında dahi, bireyin huzur ve sükununu bozacak eylemlere müsaade etmez.
Son yıllarda, özellikle borç tahsilatı süreçlerinde karşılaşılan bazı uygulamalar, bu ince çizgiyi aşma eğilimindedir. Borçlular, gün içinde defalarca aranmakta, art arda mesajlar almakta, hatta çoğu zaman kesinleşmiş bir icra takibi olmaksızın “ödemezseniz haciz gönderiyoruz”, “son uyarı” gibi ifadelerle sürekli bir psikolojik baskı altında tutulmaktadır. Peki, bu tür tahsilat yöntemleri hukuka uygun mudur? Cevap her zaman "hayır"dır.
Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma Suçu (TCK m. 123)
Türk Ceza Kanunu'nun 123. maddesi, "Kişilerin huzur ve sükununu bozma" suçunu düzenlemektedir. Bu maddeye göre, bir kimseye sırf huzur ve sükununu bozmak maksadıyla ısrarla; telefon edilmesi, gürültü yapılması ya da aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması halinde, mağdurun şikâyeti üzerine faile üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir (TCK m. 123, ).
Bu suçun oluşabilmesi için iki temel unsurun bir arada bulunması şarttır:
1. Israr: Eylemlerin tekrarlayıcı ve süreklilik arz etmesi gerekir. Tek bir arama veya mesaj bu suçu oluşturmaz. Yargıtay içtihatlarında, eylemin tekerrür etmesi ve belirli bir zaman dilimine yayılması "ısrar" olarak kabul edilmektedir. Bu unsur, bir kez yapılan iletişimden ziyade, sistematik ve tekrarlayıcı nitelikteki eylemleri kapsamaktadır.
2. Sırf huzur ve sükunu bozma maksadı (Özel Kast): Failin temel amacının, borç tahsilatının ötesinde, mağdurun huzur ve sükununu bozmak olması gerekmektedir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin kararlarında da belirtildiği üzere, alacaklı vekilinin icra takibi başlatmadığı halde "haciz gelinecek" gibi mesajlar atması durumunda, yerel mahkemeler mahkumiyet verse de, Yargıtay "sırf rahatsız etme saiki" bulunmadığı gerekçesiyle beraat yönünde görüş bildirebilmektedir (Yargıtay 12. CD E. 2023/3870, K. 2023/4515, T. 31.10.2023, ). Bu durum, borç tahsili amacının her zaman 'sırf huzur bozma kastı' olarak yorumlanmayabileceğini ve yargılamada bu ayrımın titizlikle yapıldığını göstermektedir.
Yargıtay kararları, bu unsurların değerlendirilmesinde yol göstericidir. Aramaların ve mesajların sıklığı, zamanlaması ve içeriği tek tek değerlendirilir. Özellikle borçlunun "beni bir daha aramayın" yönündeki açık iradesine rağmen iletişimin devam etmesi, "sırf huzur bozma" kastının varlığına güçlü bir işaret olarak kabul edilir (Yargıtay 12. CD E. 2025/352, K. 2025/5535, T. 23.06.2025, ). Yargıtay, bu tür dosyalarda HTS (arama/mesaj trafiği) kayıtlarının getirtilip incelenmesini zorunlu görmektedir (Yargıtay 4. CD E. 2020/15220, K. 2022/12765, ). Bu kayıtlar, görüşme sıklığının yanı sıra görüşme sürelerini de ortaya koyarak, çok kısa süreli ve çok sayıda aramanın taciz kastına işaret edip etmediğinin tespitinde kritik rol oynar.
"Haciz göndereceğiz" gibi ifadeler, hukuken icra takibi başlatma hakkının hatırlatılması sınırları içinde kaldığı sürece tek başına suç teşkil etmez. Ancak bu ifade, bir tehdit aracına dönüşmüşse ve sürekli tekrarlanıyorsa, artık hukuki uyarı olmaktan çıkar ve taciz niteliği kazanır. Hukuk düzeni, Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, hakkın kötüye kullanılmasını himaye etmez. Alacak tahsili amacıyla aynı borca ilişkin çok sayıda SMS gönderilmesi, kişisel verilerin işlenmesinde hukuka ve dürüstlük kurallarına aykırı olarak değerlendirilmekte ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırılık teşkil etmektedir.
Avukatların Sorumluluğu
Avukatlar için durum daha da hassastır. Avukatlık Kanunu'nun 34. maddesi ve Türkiye Barolar Birliği (TBB) Meslek Kuralları uyarınca avukat, mesleki faaliyetlerini yürütürken "meslek onuruna, saygı ve güvene" uygun davranmak zorundadır (Avukatlık Kanunu m. 34, ). Borçluyu taciz etmek, Avukatlık Kanunu'nun 134. maddesi kapsamında disiplin suçu oluşturur. TBB Meslek Kuralları'nın 31. maddesi ise avukatın, hasım tarafın avukatı varsa ancak onunla görüşebileceğini; avukatı yoksa hasımla temasının "zorunlu sınırlar" içinde kalması gerektiğini açıkça belirtir (TBB Meslek Kuralları m. 31, ). Sürekli arama ve taciz edici mesajlar bu mesleki ve etik sınırları aşar.
Sonuç
Borçlu olmak, huzurdan feragat etmek anlamına gelmez. Alacaklı olmak da kimseye psikolojik baskı uygulama hakkı vermez. Borç tahsilatı, hukuki yollarla ve meşru sınırlar içinde yapılmalıdır; mesaj bombardımanıyla veya telefon taciziyle değil. Hukuk, sadece alacağı değil, insanı da korur. Unutulmamalıdır ki adalet, ancak bu denge kurulduğunda gerçekten adalet olur.
Av. Selenay Kurt
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Av. Selenay Kurt
Borç Tahsilatı mı, Huzur Bozma Suçu mu? Hukukun İnce Çizgisi
Ekonomik hayatın kaçınılmaz bir gerçeği olan borç-alacak ilişkileri, hukuk düzeni tarafından titizlikle korunur. Alacaklıların, vadesi gelmiş alacaklarını tahsil etme hakkı, icra ve iflas yollarıyla güvence altına alınmıştır. Ancak bu hak, sınırsız değildir ve borçlunun en temel haklarından olan insan onuru ile kişilik haklarının önüne geçemez. Hukuk, alacak tahsilatında dahi, bireyin huzur ve sükununu bozacak eylemlere müsaade etmez.
Son yıllarda, özellikle borç tahsilatı süreçlerinde karşılaşılan bazı uygulamalar, bu ince çizgiyi aşma eğilimindedir. Borçlular, gün içinde defalarca aranmakta, art arda mesajlar almakta, hatta çoğu zaman kesinleşmiş bir icra takibi olmaksızın “ödemezseniz haciz gönderiyoruz”, “son uyarı” gibi ifadelerle sürekli bir psikolojik baskı altında tutulmaktadır. Peki, bu tür tahsilat yöntemleri hukuka uygun mudur? Cevap her zaman "hayır"dır.
Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma Suçu (TCK m. 123)
Türk Ceza Kanunu'nun 123. maddesi, "Kişilerin huzur ve sükununu bozma" suçunu düzenlemektedir. Bu maddeye göre, bir kimseye sırf huzur ve sükununu bozmak maksadıyla ısrarla; telefon edilmesi, gürültü yapılması ya da aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması halinde, mağdurun şikâyeti üzerine faile üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir (TCK m. 123, ).
Bu suçun oluşabilmesi için iki temel unsurun bir arada bulunması şarttır:
1. Israr: Eylemlerin tekrarlayıcı ve süreklilik arz etmesi gerekir. Tek bir arama veya mesaj bu suçu oluşturmaz. Yargıtay içtihatlarında, eylemin tekerrür etmesi ve belirli bir zaman dilimine yayılması "ısrar" olarak kabul edilmektedir. Bu unsur, bir kez yapılan iletişimden ziyade, sistematik ve tekrarlayıcı nitelikteki eylemleri kapsamaktadır.
2. Sırf huzur ve sükunu bozma maksadı (Özel Kast): Failin temel amacının, borç tahsilatının ötesinde, mağdurun huzur ve sükununu bozmak olması gerekmektedir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin kararlarında da belirtildiği üzere, alacaklı vekilinin icra takibi başlatmadığı halde "haciz gelinecek" gibi mesajlar atması durumunda, yerel mahkemeler mahkumiyet verse de, Yargıtay "sırf rahatsız etme saiki" bulunmadığı gerekçesiyle beraat yönünde görüş bildirebilmektedir (Yargıtay 12. CD E. 2023/3870, K. 2023/4515, T. 31.10.2023, ). Bu durum, borç tahsili amacının her zaman 'sırf huzur bozma kastı' olarak yorumlanmayabileceğini ve yargılamada bu ayrımın titizlikle yapıldığını göstermektedir.
Yargıtay kararları, bu unsurların değerlendirilmesinde yol göstericidir. Aramaların ve mesajların sıklığı, zamanlaması ve içeriği tek tek değerlendirilir. Özellikle borçlunun "beni bir daha aramayın" yönündeki açık iradesine rağmen iletişimin devam etmesi, "sırf huzur bozma" kastının varlığına güçlü bir işaret olarak kabul edilir (Yargıtay 12. CD E. 2025/352, K. 2025/5535, T. 23.06.2025, ). Yargıtay, bu tür dosyalarda HTS (arama/mesaj trafiği) kayıtlarının getirtilip incelenmesini zorunlu görmektedir (Yargıtay 4. CD E. 2020/15220, K. 2022/12765, ). Bu kayıtlar, görüşme sıklığının yanı sıra görüşme sürelerini de ortaya koyarak, çok kısa süreli ve çok sayıda aramanın taciz kastına işaret edip etmediğinin tespitinde kritik rol oynar.
"Haciz göndereceğiz" gibi ifadeler, hukuken icra takibi başlatma hakkının hatırlatılması sınırları içinde kaldığı sürece tek başına suç teşkil etmez. Ancak bu ifade, bir tehdit aracına dönüşmüşse ve sürekli tekrarlanıyorsa, artık hukuki uyarı olmaktan çıkar ve taciz niteliği kazanır. Hukuk düzeni, Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, hakkın kötüye kullanılmasını himaye etmez. Alacak tahsili amacıyla aynı borca ilişkin çok sayıda SMS gönderilmesi, kişisel verilerin işlenmesinde hukuka ve dürüstlük kurallarına aykırı olarak değerlendirilmekte ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırılık teşkil etmektedir.
Avukatların Sorumluluğu
Avukatlar için durum daha da hassastır. Avukatlık Kanunu'nun 34. maddesi ve Türkiye Barolar Birliği (TBB) Meslek Kuralları uyarınca avukat, mesleki faaliyetlerini yürütürken "meslek onuruna, saygı ve güvene" uygun davranmak zorundadır (Avukatlık Kanunu m. 34, ). Borçluyu taciz etmek, Avukatlık Kanunu'nun 134. maddesi kapsamında disiplin suçu oluşturur. TBB Meslek Kuralları'nın 31. maddesi ise avukatın, hasım tarafın avukatı varsa ancak onunla görüşebileceğini; avukatı yoksa hasımla temasının "zorunlu sınırlar" içinde kalması gerektiğini açıkça belirtir (TBB Meslek Kuralları m. 31, ). Sürekli arama ve taciz edici mesajlar bu mesleki ve etik sınırları aşar.
Sonuç
Borçlu olmak, huzurdan feragat etmek anlamına gelmez. Alacaklı olmak da kimseye psikolojik baskı uygulama hakkı vermez. Borç tahsilatı, hukuki yollarla ve meşru sınırlar içinde yapılmalıdır; mesaj bombardımanıyla veya telefon taciziyle değil. Hukuk, sadece alacağı değil, insanı da korur. Unutulmamalıdır ki adalet, ancak bu denge kurulduğunda gerçekten adalet olur.
Av. Selenay Kurt